Ahşabın kokusu: Zonguldak’ta bir marangoz dükkânı ve dört oğlanın ilk zımparası
Çocukluğumun en güzel kokusu, sokağımızın başındaki marangoz dükkânından gelen talaş kokusuydu. Yıllar sonra o kokuyu İstanbul’daki mutfak masamızda, dört oğlumun ilk kez zımpara tutan ellerinde yeniden buldum. Ahşabın neden bu kadar sabırlı bir meşgale olduğunu anlatıyoruz.
Yazan: Merve Çokal Doğan · · 3 dk okuma

Zonguldak’ta büyüdüğüm sokağın başında bir marangoz dükkânı vardı. Okuldan dönerken önünden geçmek zorundaydık ve ben hep yavaşlardım. İçeriden talaş kokusu gelirdi; tatlı, kuru, biraz reçineli. Beş kız kardeşin en küçüğü olarak evde her şey kumaş, iplik ve iğneydi. Ahşap bana ait bir dünya değildi. Ama o koku benimdi.
Yıllar sonra, İstanbul’daki mutfak masamızda dört oğlum ilk kez ellerine zımpara aldığında o koku geri geldi. Küçük bir tahta parçasını sırayla zımparalıyorlardı; en küçüğü kâğıdı ters tutuyordu. Ve mutfak, bir anda o sokağın başı oldu.
Ahşap neden bu kadar sabırlı?
Bütün el işleri arasında ahşap en yavaş olanıdır. İplik affeder, kil affeder; ahşap affetmez ama bekler. Bir kesim yanlışsa geri alamazsınız, ama bir yüzeyi zımparalamak için ne kadar isterseniz o kadar vaktiniz vardır. Ahşap size “acele etme” der. Ve elinizin altında yavaş yavaş pürüzsüzleşen bir şey vardır — bu, ekranların vermediği türden bir tatmindir.
Son yıllarda şehirlerde ahşap atölyelerinin çoğalması boşuna değil. Hafta sonları kesme tahtası, kaşık ya da küçük bir raf yapmak için toplanan insanlar, aslında aynı şeyi arıyor: Elleriyle bir şey yapıp eve götürmek. Bittiğinde “bunu ben yaptım” demek.
Dört oğlan ve bir tahta parçası
Erkek çocuk büyüten annelerin bildiği bir şey var: Enerji bir yere akmalı. Ahşap bunun için biçilmiş kaftan. Zımpara, çekiç ve tahta; hepsi güç ister ama daha çok dikkat ister. Bir oğlanın bir tahtayı yarım saat zımparalayıp sonra parmağıyla yüzeyini yoklaması, gördüğüm en sessiz anlardan biridir.
Bizim evde ahşap, babadan oğula geçen bir iş oldu. Abdullah bir hafta sonu masaya eski bir tahta parçası koydu, bir de zımpara kâğıdı. Kimse plan yapmadı. Bir saat sonra elimizde pürüzsüz, hiçbir işe yaramayan ve herkesin çok sevdiği bir tahta parçası vardı. Şimdi kapının yanında duruyor. Ne olduğunu kimse bilmiyor. Ama kimse de atmıyor.
Türkiye’de ahşaba nasıl başlanır?
- Zımparayla başlayın, kesmeyle değil. İlk projede hiçbir şey kesmeyin. Nalburdan bir parça çam alın ve sadece zımparalayın: kaba kâğıttan inceye. Ahşabın dilini böyle öğrenirsiniz.
- Mahallenizdeki marangoza gidin. Her mahallede hâlâ bir marangoz var ve çoğu artık parça parça satar. Bir avuç kırpıntı, birkaç lira. Konuşmayı da hediye eder.
- Atölyeye kaydolun. Büyükşehirlerde hafta sonu ahşap atölyeleri var; bir günde kaşık ya da kesme tahtası. Aletleri onlar verir, siz eve bir şey götürürsünüz.
- Çocuklarla sadece zımpara. Kesici alet yok, matkap yok. Zımpara, köşeleri yuvarlanmış bir tahta ve bir bardak süt. Bu kadar.



Kapıya adı yazılsın
Bebek odasının kapısı, o evde en çok açılıp kapanan kapıdır. Yıllarca hazırlanmış, boyanmış, döşenmiş bir odanın kapısında bir isim durması, o odayı “bebek odası”ndan “onun odası”na çevirir.
Göğsünde adı olan yumuşak bir arkadaş
Sevgiyle hazırladığınız odanın rafında, peluş tavşanın göğsünde onun adı durur.
Sokağın başı
O marangoz dükkânı çoktan kapandı sanırım. Zonguldak’a gittiğimizde önünden geçiyorum ve hâlâ yavaşlıyorum. Ama artık o koku için oraya gitmem gerekmiyor. Mutfak masamızın üstünde, kapının yanında duran o işe yaramaz tahta parçasında duruyor.
Dört oğlan, bir tahta, bir zımpara kâğıdı. Ve bir sokağın başı.
— Merve Çokal Doğan
Okurlardan sorular
Anneler soruyor, biz yanıtlıyoruz — bu yazının altında başkalarının da aklına gelebilecek sorular.
Siz de sorun
Bu yazıyla ilgili aklınıza takılanı yazarına sorun. Gerçek annelere yanıt verebilmek için WhatsApp numaranıza tek kullanımlık bir kod gönderiyoruz; numaranız hiçbir yerde görünmez.
Okumaya devam edin

Ahşap
Kapıdaki isim: Ahşabın sıcaklığı ve bir odanın kime ait olduğu
Bir bebeğin odasının kapısına adının asılması küçük bir şeydir; ama o kapıyı her açan için oda o anda birinin odası olur. Babamın Zonguldak’ta bizim kapımıza çaktığı tahta parçasından, dört oğlanın dört kapısına: Ahşabın neden hâlâ kapıya en çok yakışan malzeme olduğu üzerine.
· 3 dk okuma

Dikiş
İlk kış battaniyesi: Pazen ve pamukludan bir akşamda dikilen örtü
Mehmet Emde’nin ilk kışı için diktiğim battaniye iki kat kumaş, dört köşe ve bir akşamdı. Ölçüler, kenar payı, elde ilikleme ve en önemlisi: battaniyenin nerede kullanılıp nerede kullanılmayacağı.
· 3 dk okuma

Âdetler & Gelenekler
Mevlit şekeri ve tül keseler: Bebeğin mevlidini evde hazırlamak
Badem şekeri, lokum tabağı, şerbet ve kapıda bir isim: Hamza Bera’nın mevlidini babaannesiyle annemin nasıl hazırladığını, keseleri kimin bağladığını ve evde mevlit yapacak bir anneye ne söyleyeceğimi yazdım.
· 3 dk okuma