Dört kez isim seçmek: Bir adı sevmeyi nasıl öğrendik?
Süleyman Taha, Muammer Esat, Hamza Bera, Mehmet Emde. Dört oğlana dört isim seçtik ve her seferinde aynı şeyi yeniden öğrendik: Bir isim, listeyle değil, seslenmekle bulunur. Yeni anne babalar için isim seçmenin sessiz tarafı üzerine.
Yazan: Merve Doğan · · 3 dk okuma

Dört kez isim seçtik. 2008’de, 2010’da, 2014’te ve 2016’da. Her seferinde masaya bir liste geldi, her seferinde o liste bir işe yaramadı. Çünkü isim, listeden seçilmiyor. İsim, bir gece yarısı karnınıza dokunup sessizce seslendiğinizde ve o sesin size doğru geldiğinde bulunuyor.
Süleyman Taha, Muammer Esat, Hamza Bera, Mehmet Emde. Bugün bu dört ismi bir çırpıda sayıyorum. Ama her biri, aylar süren bir “acaba”nın sonunda geldi.
Listeler neden işe yaramaz?
Her anne baba bir liste yapar. Telefonun notlarında, buzdolabındaki kâğıtta, kayınvalidenin gönderdiği mesajda. Listeler uzar, kısalır, birleşir. Ve sonunda seçilen isim, çoğu zaman o listelerin hiçbirinde yoktur.
Çünkü bir ismi kâğıtta okumak ile o ismi sesli söylemek aynı şey değildir. Kâğıtta güzel duran isim, mutfaktan seslendiğinizde yabancı gelebilir. Ya da tam tersi: Listede hiç dikkatinizi çekmeyen bir isim, bir akşam ağzınızdan çıkar ve “işte bu” dersiniz. Biz dört kez de bunu yaşadık.
İki isim, bir çocuk
Türkiye’de çoğu çocuk iki isimle büyür ve bu bir zenginliktir. Biri resmî, biri sevgi dolu; biri büyüklerin verdiği, biri annenin seçtiği; biri okulda, biri evde. Bizim dört oğlumuzun da iki adı var. Zamanla her biri, kendi adının hangi yarısını daha çok sevdiğini kendisi buldu.
İkinci isim aynı zamanda bir hatıra köprüsüdür. Bir dedeyi, bir sevilen büyüğü, bir duayı taşır. Bebeğe seslenirken aslında birine daha seslenirsiniz. Bu yüzden “iki isim çok mu?” diye sorulduğunda cevabım hep aynı: Değil. İki isim, çocuğa iki kapı açar.
İsmin ilk kez yazıldığı an
Bir ismin en dokunaklı anı, ilk kez yazıldığı andır. Hastanenin bilekliğinde, nüfus cüzdanında, ilk kartta. Aylarca yalnızca söylenen şey, birden görünür olur. Pek çok anne o bilekliği yıllarca saklar; çünkü o küçük plastik şeridin üstünde bir ismin doğduğu an vardır.
Ondan sonra isim her yere yazılır: bebek odasının kapısına, battaniyenin köşesine, ilk fotoğrafın arkasına. Her yazılış, o ismi biraz daha “onun” yapar. Bir çocuk kendi adını ilk kez bir yerde yazılı gördüğünde, parmağını üstünden geçirir. Dört kez izledim; dördü de aynı şeyi yaptı.
Yeni anne babalara birkaç sessiz öneri
- Sesli söyleyin. Mutfaktan seslenir gibi, parktan çağırır gibi, öfkeli gibi ve şefkatli gibi. Bir isim bütün bu seslerde güzel kalıyorsa doğru isimdir.
- Soyadıyla birlikte söyleyin. Bir isim tek başına başka, soyadıyla başka duyulur. İkisini birlikte, yüksek sesle.
- Kimseye söylemeyin. Doğuma kadar. Herkesin bir fikri olur ve fikirler bir ismi yorar. Doğduğunda söylediğiniz isme kimse itiraz etmez.
- Acele etmeyin. Bebek doğduğunda hâlâ karar vermemiş olabilirsiniz. Olsun. Bazı isimler, bebeğin yüzünü görmeden gelmez.



Kapıya yazılan ilk isim
Bebek eve geldiğinde ismi ilk kez bir yerde “kalıcı” olur: odasının kapısında. Aylarca hazırlanan o oda, kapısındaki isimle birlikte “bebek odası” olmaktan çıkar, onun odası olur.
Kapısında adı dursun
Aylarca hazırladığınız odanın kapısında, zarif bir yazıyla adı.
Dört isim
Bugün akşam yemeğinde dört ismi arka arkaya söylüyorum: Süleyman, Muammer, Hamza, Mehmet — sofraya. Dört baş dönüyor. Aylarca süren “acaba”ların hepsi, o dört başın dönüşünde bitiyor.
İsim böyle bulunur. Seslenirsiniz, dönerler.
— Merve Doğan