Meşgalem

Tüm yazılarDikiş

Dikiş makinesi geri döndü: Anneannelerimizin meşgalesi neden yeniden gözde?

Dublin’de dikiş kursları aylar öncesinden doluyor, New York’ta “dikiş yeniden havalı” manşetleri atılıyor. Türkiye’de de tavan arasındaki Singer’lar iniyor. Bu sessiz dönüşün ardında ne var — ve bir annenin gününde buna nasıl yer açılır?

Yazan: Merve Doğan · · 4 dk okuma

Güneşli bir oturma odasının köşesinde, dantel örtüsü yeni kaldırılmış eski kollu bir dikiş makinesi; yanında makara ve düğme kutusu

Çoğumuzun çocukluğunda evin bir köşesinde örtülü dururdu: anneannenin kollu Singer’ı. Üzerinde dantel bir örtü, çekmecesinde makaralar, bir kutu düğme, birkaç iğne yastığı. Çeyizler onda dikildi, perdeler onda kısaldı, okul önlüklerinin paçası onda uzadı. Sonra hazır giyim ucuzladı, vitrinler her hafta değişmeye başladı ve makine önce örtünün, sonra tavan arasının karanlığına çekildi.

Şimdi o örtü kaldırılıyor. Hem de yalnızca bizde değil.

Dünyada neler oluyor?

The New York Times geçen yıl eylülde “dikiş yeniden havalı” diye yazdı; kurslara talep patlamış, insanlar tasarruf etmek, eski kıyafetlerini dönüştürmek ve “büyüklerin işi” sayılan bir beceriyi öğrenmek için makinenin başına oturuyormuş. University of Fashion’ın aktardığına göre yalnızca ABD’de 30 milyon kişi dikiş dikiyor ve bunların önemli bir kısmı gençler. İşin garibi, onları makineye oturtan şey de ekranın kendisi: TikTok ve Instagram’da milyonlarca saatlik “çarşaftan şort dikimi”, “babamın gömleğinden askılı elbise” videosu dolaşıyor.

Dublin’de ise The Irish Times bu haziran küçük bir dikiş atölyesini ziyaret etmiş: Dersler düzenli olarak doluyor, bazıları için bekleme listesi açılıyor. Atölyenin kurucusu, pandemiden önce öğrencilerinin çoğunun sektöre girmek isteyenler olduğunu, artık ise neredeyse hepsinin “kendi için” dikiş öğrenen hobiciler olduğunu söylüyor.

Yeni Zelanda’dan İrlanda’ya, hikâye şaşırtıcı derecede aynı: kapanma günlerinde maske dikmek için çıkarılan makineler bir daha kaldırılmadı.

Peki neden şimdi?

Birbirinden çok farklı ülkelerdeki bu dönüşün üç ortak nedeni var. Üçü de bize hiç yabancı değil.

1. Kafayı dinlemek için

Dikiş, tekrar eden küçük hareketlerden oluşur: iğneyi geçir, ipi çek, kumaşı düzelt. Bu ritmin zihni sakinleştirdiğini artık uzmanlar da söylüyor; bir işi bitirmenin verdiği tatmin, ekran kaydırmanın asla veremediği türden bir doygunluk.

Irish Times’a konuşan otuzlu yaşlarındaki bir kadın bunu en iyi özetliyor: Kötü bir iş gününün ardından artık dizi açmıyor, makinenin başına oturuyor. “Bağımlılık yapıyor,” diyor, “ama insanı da rahatlatıyor.”

Bebeği uyuduğunda önüne düşen o yarım saati düşünün. Telefona uzanmakla iğneye uzanmak arasındaki fark, o yarım saatin sonunda nasıl hissettiğinizdir.

2. Cüzdan ve dolap için

Türkiye’de son yıllarda kıyafet etiketlerine bakmak ayrı bir cesaret istiyor; hele büyüme hızı üç ayda bir beden atlatan bir bebek varsa. Paça kısaltmak, düğme dikmek, bir tulumun dizine yama vurmak, dar gelen bir elbiseyi küçük kardeşe uyarlamak… Bunlar birer “hobi” değil, anneannelerimizin gözünde ev idaresinin ta kendisiydi.

Üstelik mesele yalnızca para değil. Ellen MacArthur Vakfı’nın araştırmasına göre hızlı moda ürünleri ortalama beş kez giyilip bir kenara atılıyor; özenle yapılmış ya da onarılmış bir parça ise otuz defadan fazla giyiliyor. Avrupa Çevre Ajansı, Avrupa’da kişi başına yılda yaklaşık 15 kilo tekstil tüketildiğini hesaplıyor. Elinize aldığınız her iğne, o yığından bir parçayı geri çekiyor.

3. “Kimsede yok” dedirtmek için

Dublin’deki hikâyelerin en dokunaklısı bir annenin: Kızının altıncı yaş günü için ona bir elbise dikmiş, aynı kumaştan kendine de bir tane. “En çok da kimsede olmamasını seviyor,” diyor.

Bizde bu duygu zaten hep vardı. Anne-kız aynı kumaştan kombin yapmak, bebeğin ilk battaniyesine adını işletmek, sünnet ya da mevlit için özel bir örtü diktirmek… Elle yapılmış, tek ve bizim olan şeylere değer vermek Anadolu’nun eski âdeti. Yeni olan tek şey, bunu “sürdürülebilirlik” diye adlandırmamız.

Bir kadının elleri krem pamuklu kumaşı dikiş makinesinin iğnesine doğru yönlendiriyor
Düz bir çizgi dikebildiğinizde gerisi geliyor.
Açık bir bisküvi kutusunda karışık düğmeler, ahşap makaralar, iğne yastığı ve eski bir terzi makası
Her evin bir düğme kutusu vardı.
Meşe masada katlanmış el dikişi bebek müslinleri, mezura ve terzi tebeşiri
İlk projeler: küçük, çabuk ve hemen kullanılan şeyler.

Türkiye’de nereden başlanır?

İyi haber: Bu ülkede dikiş öğrenmek için pahalı bir atölyeye yazılmanız gerekmiyor.

  • Halk Eğitim Merkezleri. Hemen her ilçede var ve giyim kursları ücretsiz. Sabah ya da akşam grupları, komşularınızla aynı sınıfta. Bebekle gelinebilecek saatleri sormaktan çekinmeyin.
  • Belediye kursları. İstanbul’da Enstitü İstanbul (eski adıyla İSMEK) ve diğer büyükşehirlerdeki benzerleri, temel dikişten kalıp çıkarmaya kadar uzun bir yelpaze sunuyor.
  • YouTube ve Instagram. Türkçe anlatan yüzlerce kanal var; “düz dikiş” ve “fermuar dikimi” diye aramaya başlayın. Bir kez düz bir çizgi dikebildiğinizde, gerisi geliyor.
  • İkinci el makine. Yeni almak şart değil. Ailede duran bir makineyi tamirciye götürmek çoğu zaman yeterli; mahalle tamircileri hâlâ var ve çoğu eski makineleri yeniye tercih ediyor.

Ya makine yoksa, vakit yoksa?

Çoğu annenin gerçeği bu: İsteyen çok, oturup dikebilen az. Yeni doğmuş bir bebeğin günü size ait değil; ilk aylarda yarım saat bile lüks.

Meşgalem’in derdi de tam bu. Anneannenizin yapacağı şeyi — bir battaniyenin köşesine adını işlemek, ilk günlerinin bilgilerini küçük bir plakete yazmak — sizin yerinize, tek tek ve elimizden geldiğince özenle yapıyoruz. Bir gün makinenin başına siz oturursunuz; o güne kadar da onun adı bir yerde yazılı dursun.

Battaniyesine adı işlensin

Yumuşak iplikle işlenmiş bir isim etiketi; her yere birlikte gittiği battaniyesine dikilmeye hazır gelir.

Adını yazdırın

Meşgale dediğimiz şey

“Meşgale” eski bir kelime: insanın kendini verdiği, elini oyalayan, kafasını dinlendiren iş. Anneannelerimiz için o iş çoğu zaman iğne ipliğin ucundaydı. Dünyanın dört bir yanında insanların yeniden makinenin başına oturması, aslında herkesin bildiği bir şeyi hatırlaması: Eller meşgulken kalp dinlenir.

Belki bu hafta sonu tavan arasına bir bakarsınız.


Kaynaklar: Sewingtime NZ — The Therapeutic Power of Sewing · University of Fashion — Sewing’s Comeback Is More than a Hobby · The Irish Times — How sewing became cool again · Avrupa Çevre Ajansı — EU exports of used textiles

Bu yazıyı rahmetli anneanneme ithafen yazdım.

— Merve Doğan

Bu yazıyı paylaşın

WhatsAppFacebookXPinterest
MeşgaleEl işiSürdürülebilirlik