Kırkı çıkmak: Bebeğin ilk kırk gününün eski âdetleri
Kırk suyu, kırk uçurma, loğusa şerbeti, kapıya asılan kırmızı kurdele… Anadolu’da bir bebeğin ilk kırk günü her zaman ayrı bir zamandı. Bu âdetler nereden geliyor, bugün hâlâ neden yapılıyor ve modern bir anne bunlardan ne alabilir?
Yazan: Merve Çokal Doğan · · 4 dk okuma

İlk oğlum Konya’da doğduğunda ilk arayan annem oldu. İkinci arayan da annem oldu, iki dakika sonra: “Kapıya kırmızı kurdele bağladın mı?” Bağlamamıştım. Genç bir anneydim ve aklımda kurdele yoktu. O gün akşam kız kardeşim geldi; çantasından kırmızı bir kurdele çıkardı ve tek kelime etmeden hastane odasının kapı koluna bağladı.
Ne olduğunu tam anlamadım. Ama itiraz da etmedim. Çünkü bir şey hissettim: Beni ve bebeğimi ondan önce de birileri korumuştu. Aynı kurdeleyle.
Kırk gün neden ayrı bir zaman?
Anadolu’da bir bebeğin ilk kırk günü her zaman başka bir takvimle sayılmıştır. Anne “loğusa”dır, bebek “kırklı”dır ve ev, dış dünyayla arasına yumuşak bir perde çeker. Ziyaretçiler kısa kalır, akşam ezanından sonra kapı pek açılmaz, anne mümkünse evden çıkmaz.
Bugün pek çok doktor da farklı kelimelerle aynı şeyi söylüyor: İlk haftalar dinlenmek, tanışmak ve toparlanmak içindir. Anneannelerimiz buna “kırk” dedi; çünkü kırk, bu topraklarda bir şeyin tamamlandığını anlatan sayıdır. Kırk gün, kırk gece; kırk ilmek; kırk kapı.
Kırmızı kurdele ve loğusa şerbeti
Kapı koluna, bebeğin beşiğine ya da annenin saçına bağlanan kırmızı kurdele, en yaygın âdetlerden. Eskiler bunun anneyi “albasması”ndan koruduğuna inanırdı; kırmızının kötülüğü uzaklaştırdığına. Bugün çoğu anne buna inanmaz ama yine de bağlar. Çünkü o kurdele artık bir inanç değil, bir el uzatmadır: “Sen dinlen, biz buradayız.”
Loğusa şerbeti de öyle. Doğumdan sonra gelen misafirlere ikram edilen, karanfil ve tarçınla kaynatılmış o kıpkırmızı şerbet; bardağa döküldüğünde odayı bir kokuyla doldurur. Kimi ailelerde şerbetin kazanı komşudan gelir, kimi ailelerde aile büyükleri kendi kaynatır. Ama hep bir yerden gelir. Yeni anneye “sen yapma” dedirten nadir şeylerden biridir.
Kırk suyu ve kırk uçurma
Kırkıncı gün geldiğinde bebek “kırkı çıkarılır”. Bölgeden bölgeye değişir ama özü aynıdır: Bir leğene su konur, içine kırk küçük taş ya da kırk kaşık su sayılır, kimi yerde bir altın ya da bir tutam tuz eklenir. Bebek bu suyla yıkanır; anne de. O günden sonra bebek artık evden çıkabilir, ilk ziyaretlerine gidebilir. Buna “kırk uçurma” ya da “kırk gezmesi” denir: İlk kez anneannenin, babaannenin, komşunun evine götürülür.
Bu âdetin güzelliği, aslında bir eşiği görünür kılmasıdır. Kırk gün boyunca ev dünyanın merkezi olmuştur; kırkıncı gün kapı açılır ve bebek dünyaya sunulur. Kimi aileler o gün ilk fotoğrafı çeker, kimi aileler ilk kıyafeti saklar. Hepsi aynı şeyi söyler: Bir şey bitti, bir şey başladı.
Modern bir anne bundan ne alır?
Her âdeti aynen yapmak zorunda değilsiniz. Kimse kırk taş saymanızı beklemiyor. Ama bu âdetlerin altındaki fikirler bugün de geçerli:
- Kırk gün sizin. Ziyaretçi kabul etmemek, telefonu kapatmak, “şimdi olmaz” demek için gelenekten daha iyi bir bahane yok.
- Bir şeyler size gelsin. Şerbeti siz kaynatmayın. Çorbayı komşu getirsin. Bu âdetlerin çoğu, aslında yeni anneye yardım etmenin kibar yollarıdır.
- Eşiği işaretleyin. Kırkıncı günü bir küçük ritüelle geçirin: ilk yürüyüş, ilk fotoğraf, ilk kez anneanneye gitmek. O günün bir izi kalsın.
- Sorun. Kendi ailenizin kırk âdeti nedir? Karadeniz’de başka, Ege’de başka, Güneydoğu’da başka anlatılır. Cevap çoğu zaman güzel bir hikâyeyle gelir.



Kırk günün kaydı
Kırk gün çabuk geçer. İlk kilo, ilk boy, doğduğu saat, adının konduğu gün… Bu bilgiler bir yerlere not edilir, sonra o notlar kaybolur. Eskiler bunları Kur’an’ın arasına yazardı; şimdi telefonun notlarına yazıyoruz. İkisi de durmuyor.
Paylaşılacak küçük bir müjde
Yumuşacık body ve çoraplarda bebeğinizin adı, sevdiğiniz kişiye seçtiğiniz müjdeyle buluşur.
Kapıdaki kurdele
Kız kardeşimin bağladığı kurdele hâlâ duruyor; dört oğlumun her birine bir tane bağlandı ve dördü de şimdi İstanbul’daki evimizde bir çekmecenin içinde. Bir gün onlara anlatacağım: Doğduğunuz gün kapıya kırmızı bir kurdele bağlandı, çünkü sizi sevenler sizi korumak istedi. İnanmak zorunda değilsiniz. Ama bilin.
— Merve Çokal Doğan
Okurlardan sorular
Anneler soruyor, biz yanıtlıyoruz — bu yazının altında başkalarının da aklına gelebilecek sorular.
Siz de sorun
Bu yazıyla ilgili aklınıza takılanı yazarına sorun. Gerçek annelere yanıt verebilmek için WhatsApp numaranıza tek kullanımlık bir kod gönderiyoruz; numaranız hiçbir yerde görünmez.
Hediye mü arıyorsunuz?
Bu hikâyenin yer aldığı hediye rehberleri.
Mevlit hediyesi: Bebeğin mevlidine giderken ne götürülür?
Mevlit, bebeğin aile ve komşularla ilk kez bir arada olduğu gündür. Duayla, şekerle ve kalabalıkla geçen bu güne yakışan hediyeleri ve küçük görgü kurallarını topladık.
Kırk hediyesi: Bebeğin kırkı çıkarken ne alınır?
Kırkıncı gün, bebeğin ilk eşiğidir: kırk suyu dökülür, ilk ziyaretler yapılır, anne dışarı çıkar. Bu eşiğe yakışan hediyeler ve kırk ziyaretinde bilinmesi gerekenler.
Okumaya devam edin

Âdetler & Gelenekler
Mevlit şekeri ve tül keseler: Bebeğin mevlidini evde hazırlamak
Badem şekeri, lokum tabağı, şerbet ve kapıda bir isim: Hamza Bera’nın mevlidini babaannesiyle annemin nasıl hazırladığını, keseleri kimin bağladığını ve evde mevlit yapacak bir anneye ne söyleyeceğimi yazdım.
· 3 dk okuma

Âdetler & Gelenekler
İlk süt dişi düştüğünde: Damdan kutuya, Anadolu’nun diş âdetleri
Bir çocuğun ilk süt dişi düştüğünde eskiden ne yapılırdı, bugün ne yapılıyor? Dama atılan dişten diş perisine, oradan adı yazılı bir hatıra kutusuna: Süleyman Taha’nın ilk dişiyle öğrendiklerim.
· 3 dk okuma

Âdetler & Gelenekler
Diş buğdayı: İlk dişin kutlaması ve avuca konan tahıl
Anadolu’da bir bebeğin ilk dişi haşlanmış buğdayla kutlanır: komşular çağrılır, buğday bebeğin başına dökülür, önüne konan nesnelerden birini seçmesi beklenir. Muammer Esat’ın diş buğdayında bu âdetin nereden geldiğini ve bugün bir anneye ne söylediğini düşündüm.
· 3 dk okuma