Nakış ve hatırlamak: Bir isim iplikle yazılınca ne olur?
Anneannemin çeyiz sandığındaki her örtünün köşesinde bir harf vardı. O harfler bugün hâlâ okunuyor. Nakışın neden yeniden gençlerin elinde olduğunu ve bir bebeğin adının iğneyle yazılmasının neden bu kadar dokunduğunu anlatıyoruz.
Yazan: Merve Çokal Doğan · · 3 dk okuma

Anneannemin Zonguldak’taki evinde çeyiz sandığını açtığımızda içinden nane şekeri ve lavanta kokusu geldi. Sonra örtüler: yastık kılıfları, bohçalar, bir masa örtüsü. Her birinin köşesinde, çoğu zaman aynı renk iplikle işlenmiş iki harf. Onun ve dedemin baş harfleri. Kırk yıl önce, muhtemelen bir kış akşamı, muhtemelen radyo açıkken, iğneyle yazılmış iki harf.
O sandığı kapatırken anladım ki nakış, süs değildi. Hatırlamaktı.
İğnenin geri dönüşü
Bugün nakış yeniden ortada. Ama bu kez çeyiz sandığında değil, yirmili yaşlarındaki kızların çantasında. Metroda kasnak tutan gençler görüyorum; kot ceketine kendi adını işleyen, sevgilisinin gömleğinin yakasına küçük bir çiçek kondurmuş insanlar. Dünyanın dört bir yanında “yavaş dikiş” diye bir akım var: Bir şeyi çabuk bitirmek için değil, bitirmek hiç önemli olmadığı için yapmak.
Çünkü nakışın sırrı burada: İğne kumaşa girip çıkarken zihin susuyor. Bir ilmek, bir ilmek daha. Telefon uzakta. Gün bitmiş, ev sessiz, elinizde küçük bir kasnak ve bir renk iplik. Anneannelerimiz buna “kafa dinlemek” derdi. Şimdi dergiler “mindfulness” diyor. Aynı şey.
Bir isim iplikle yazılınca
Kâğıda yazılan isim silinir. Ekrana yazılan isim kaybolur. Ama bir battaniyenin köşesine iplikle yazılan isim, o battaniye lime lime olduğunda bile durur.
Bir anne, bebeğinin adını ilk defa iplikle işlenmiş gördüğünde çoğu zaman aynı şeyi yapar: Parmağını üstünden geçirir. Harflerin kabarıklığını hisseder. Çünkü o isim artık bir ses ya da bir yazı değildir; dokunulabilen bir şeydir. Aylarca “ne koyalım” diye düşünülmüş, sonra bir gece kararı verilmiş, sonra nüfus cüzdanına yazılmış o isim, ilk kez elle tutulur hâle gelmiştir.
Bebek büyür. Battaniye küçülür. Ama o köşe saklanır. Yıllar sonra bir çeyiz sandığından ya da bir dolabın dibinden çıkar ve bir anne kızına “bak, bu senindi” der.
Türkiye’de nakışa nasıl başlanır?
Nakış, en az malzemeyle başlanan el işidir: bir kasnak, birkaç renk iplik, bir iğne, bir parça pamuklu kumaş. Hepsi bir tuhafiyeden, tek seferde alınır.
- Kanaviçeyle başlayın. Kareli kumaş sayarak işlenir, yanlış yapmak zordur. Anneannelerimizin başladığı yer burasıdır; boşuna değil.
- Bir harf işleyin. İlk projeniz kocaman bir çiçek değil, tek bir harf olsun. Bir peçetenin köşesine, kendi baş harfiniz. Yarım saat sürer ve “ben yaptım” dedirtir.
- Mahallenizin kursuna bakın. Halk Eğitim Merkezlerinin el nakışı kursları ücretsizdir; komşularınızla aynı sınıfta öğrenirsiniz ve çoğu zaman en iyi kısmı sınıftaki sohbet olur.
- Kimseye göstermeyin. İlk işler eğri büğrü olur. Olması gerektiği gibi. Anneannenizin ilk harfi de öyleydi.



Vakit yoksa da isim yazılsın
Yeni doğmuş bir bebeğin evinde kasnak tutmaya vakit bulmak zor. Bunu biliyoruz. Uykusuz gecelerin arasında “bir gün öğrenirim” diye ertelediğiniz o nakış ertelenebilir. Ama onun adının bir yerde iplikle yazılmış durması ertelenmesin.
Adını taşıyan bulut yastık
Bulut yastık adını birlikte durup hatırlayacağınız o küçük köşeye taşır.
Sandığı kim açacak?
Bir gün sizin sandığınızı da biri açacak. İçinden ne çıkacağını şimdi siz belirliyorsunuz. Belki eğri büğrü ilk harfiniz, belki bebeğinizin adı işlenmiş minik bir etiket. Ne kadar küçük olduğunun önemi yok. İplikle yazılan şeyler kalır.
Anneannemin sandığındaki iki harf hâlâ okunuyor. Kırk yıl oldu.
— Merve Çokal Doğan
Okurlardan sorular
Anneler soruyor, biz yanıtlıyoruz — bu yazının altında başkalarının da aklına gelebilecek sorular.
Siz de sorun
Bu yazıyla ilgili aklınıza takılanı yazarına sorun. Gerçek annelere yanıt verebilmek için WhatsApp numaranıza tek kullanımlık bir kod gönderiyoruz; numaranız hiçbir yerde görünmez.
Hediye mü arıyorsunuz?
Bu hikâyenin yer aldığı hediye rehberleri.
Yeni doğan hediyesi: Hastaneden eve ilk günler için ne alınır?
Bebek doğdu, herkes “ne götürsek?” diye soruyor. İlk haftalarda gerçekten işe yarayan, yıllar sonra da saklanan hediyeleri ve kaçınılacak birkaç şeyi bir araya getirdik.
Kırk hediyesi: Bebeğin kırkı çıkarken ne alınır?
Kırkıncı gün, bebeğin ilk eşiğidir: kırk suyu dökülür, ilk ziyaretler yapılır, anne dışarı çıkar. Bu eşiğe yakışan hediyeler ve kırk ziyaretinde bilinmesi gerekenler.
Okumaya devam edin

Nakış
Battaniyedeki ilk harf: Bir bebeğin adı ilk kez nereye yazılır?
Hastane bilekliğinden sonra bir bebeğin adı çoğu evde ilk olarak battaniyesine yazılır. Neden orası? Bir annenin kasnakla geçirdiği ilk gece, iğnenin aceleye izin vermeyişi ve köşeye işlenen tek bir harfin yıllar sonra nasıl bulunduğu üzerine.
· 3 dk okuma

Dikiş
İlk kış battaniyesi: Pazen ve pamukludan bir akşamda dikilen örtü
Mehmet Emde’nin ilk kışı için diktiğim battaniye iki kat kumaş, dört köşe ve bir akşamdı. Ölçüler, kenar payı, elde ilikleme ve en önemlisi: battaniyenin nerede kullanılıp nerede kullanılmayacağı.
· 3 dk okuma

Âdetler & Gelenekler
Mevlit şekeri ve tül keseler: Bebeğin mevlidini evde hazırlamak
Badem şekeri, lokum tabağı, şerbet ve kapıda bir isim: Hamza Bera’nın mevlidini babaannesiyle annemin nasıl hazırladığını, keseleri kimin bağladığını ve evde mevlit yapacak bir anneye ne söyleyeceğimi yazdım.
· 3 dk okuma