Karadeniz’den toplanan taşlar: Bir sahil hatırasını boyamak
Zonguldak’ta büyüyen beş kız kardeşin cebi hep taş doluydu. Yıllar sonra o taşları İstanbul’da dört oğlanla boyuyoruz. Taş boyamanın neden bu kadar sevildiğini, avuç içi kadar bir taşın nasıl hatıraya dönüştüğünü ve mutfak masasında nasıl başlanacağını anlatıyoruz.
Yazan: Merve Doğan · · 3 dk okuma

Zonguldak’ta büyüyen bir çocuğun cebi her zaman taş doludur. Karadeniz, sahile her gün yeni taşlar bırakır: gri, yuvarlak, avuç içine oturan. Biz beş kız kardeştik ve en küçüğü olarak eve en çok taşı ben getirirdim. Annem ceplerimi boşaltırken hep aynı şeyi söylerdi: “Bunları ne yapacaksın?” Bir cevabım yoktu. Sadece güzeldiler.
Yıllar sonra o cevabı buldum. Yaz tatilinde Zonguldak’a gittiğimizde dört oğlum sahilden taş topluyor, İstanbul’a dönünce mutfak masasında boyuyoruz. Annemin sorusunun cevabı buymuş: Hatıra yapacağım.
Taş boyama neden bu kadar sevildi?
Son yıllarda taş boyama, parklarda, okul bahçelerinde ve sosyal medyada bir anda çoğaldı. Boyanmış taşları bir yere saklayıp başkasının bulmasını beklemek dünyanın her yerinde bir oyuna dönüştü. Ama asıl sebep bence daha basit: Taş boyama, sıfır beceriyle başlanan tek el işi.
Fırça tutabilen herkes yapabilir. Yanlış olmaz; olsa da taş yıkanır. Malzeme bedavadır ve en yakın sahilde ya da parkta durur. Ve bittiğinde elinizde küçük, ağır ve gerçek bir şey vardır — buzdolabına yapıştırılan bir resim gibi kaybolmaz.
Avuç içi kadar bir hatıra
Bir taşın güzelliği, nereden geldiğini hatırlamasıdır. Bizim mutfaktaki taşların her biri bir yaza ait. Hangi taşın hangi sahilden, hangi çocuğun elinden geldiğini biliyorum. Bir tanesinin üstünde adaçayı yeşili bir dalga var; onu en küçüğümüz boyadı ve “deniz” dedi. Deniz’e benzemiyor. Ama benim için deniz o.
Yeni doğmuş bir bebeğin evinde taş boyamanın ayrı bir yeri var. Bebeğin adının ilk harfi bir taşa yazılır, pencere önüne konur. Anneanne ziyarete gelir ve o taşı görür. Bir çiçek buketi gibi solmaz, bir kart gibi çekmeceye kalkmaz. Orada durur; yıllarca.
Türkiye’de taş boyamaya başlamak
- Taşı doğru seçin. Pürüzsüz, düz ve açık renkli deniz taşları en kolayı. Sahil yoksa peyzaj taşı satan yerlerde, kilosu birkaç liraya bulunur.
- Akrilik boya ve iki fırça. Kırtasiyeden küçük bir akrilik boya seti, biri ince biri kalın iki fırça. Bu kadar. Taş kuruduktan sonra şeffaf tırnak cilası bile vernik olur.
- Önce taşı yıkayın, sonra bekleyin. Islak taş boya tutmaz. Bir gece kurutun; sabah boyayın.
- Çocuklara nokta verin. Küçük çocuklar için en iyi başlangıç, fırçanın ucuyla noktalar yapmak. Nokta nokta bir uğur böceği, nokta nokta bir çiçek. Ellerinden çıkan ilk “gerçek” resim çoğu zaman bir taşın üstündedir.



Anneanne ve babaanneye bir taş
Boyanmış bir taşın en güzel yeri, bebeğin anneannesinin ya da babaannesinin pencere önüdür. Torunun adının ilk harfi, minik bir kalp, bir yaz tarihi. Bebeği kucağına alamadığı günlerde o taşa bakar. Hediyelerin en küçüğü ve en uzun ömürlüsüdür.
İlk günden beri yanınızda olanlara
Bebeğin adı ve doğum tarihiyle kişiselleştirilmiş küçük bir hatıra; ilk günden beri yanınızda olan anneanne ve babaanneler için.
Cepteki taşlar
Bu yaz Zonguldak’ta sahilden dönerken en küçüğümüzün ceplerini boşalttım. Sekiz taş çıktı. “Bunları ne yapacaksın?” diye sordum, annemin sesiyle. Cevap verdi: “Boyayacağız.”
O zaman benim cevabım yoktu. Şimdi var.
— Merve Doğan