İki hayatı aynı güne sığdırmak
Sabah dört çocuğun sesiyle başlayan, beyaz önlükle devam eden ve akşam yine dört küçük kalbe dönen bir gün. Uzman doktor ve dört çocuk annesi Meliha Özyalvaç, çalışan anneliğin en zor tarafını ve bütün yorgunluğun içinden yükselen o tarif edilmez şeyi anlatıyor.
Yazan: Uzm. Dr. Meliha Özyalvaç · · 1 dk okuma

Bazen bir güne kaç hayat sığdırılabilir diye düşünüyorum.
Sabahın erken saatlerinde dört çocuğun sesleriyle başlayan bir gün…
Birinin çantasını hazırlarken diğerinin saçını düzeltmek, birinin ödevini kontrol ederken diğerinin “Anne, bak!” diye uzattığı resmi görmek…
Sonra kapıyı kapatıp başka bir dünyanın içine girmek.
Beyaz önlüğümü giyiyorum.
Bu kez başka insanların hayatlarına dokunmaya çalışıyorum.
Dinliyorum.
Anlamaya çalışıyorum.
Karar veriyorum.
Bazen bir cümlemle birinin içini rahatlatıyor, bazen sadece sessizce yanında duruyorum.
Ve sonra mesai bitiyor.
Ama benim günüm bitmiyor.
Eve döndüğümde beyaz önlüğü çıkarıyorum ama anneliği çıkaramıyorum.
Evde beni bekleyen dört ayrı dünya var.
Dört ayrı karakter, dört ayrı ihtiyaç, dört ayrı hikâye…
Birinin anlatacak çok şeyi oluyor.
Biri sadece sarılmak istiyor.
Birinin yardıma ihtiyacı var.
Bir diğeri ise sadece annesinin onu dinlemesini…
Ve ben hepsine yetmeye çalışıyorum.
Bazen gerçekten yetiyor muyum, bilmiyorum.
Çünkü çalışan anneliğin en zor tarafı, yapılacakların çokluğu değil belki de…
Hiçbirini eksik bırakmak istememek!
İşte insanı en çok bu yoruyor.
İş yerindeyken çocukları düşünüyorum.
Çocuklarla birlikteyken yetişmesi gereken işleri…
Bir yere yetişmeye çalışırken başka bir yerde bıraktığım zamanı…



Ve bazen gece herkes uyuduğunda, evin sessizliğinde kendime şu soruyu soruyorum:
“Bugün gerçekten çocuklarıma yeterince anne olabildim mi?”
Sonra onların uyuyan yüzlerine bakıyorum.
Belki her gün uzun uzun oyun oynayamadım.
Belki her sorularına o anda cevap veremedim.
Belki bazen yorgunluktan sesimi yükselttim.
Belki bazı günler kendime ayıracak bir dakikam bile olmadı.
Ama hep oradaydım.
Onların hayatlarının içinde, kendi hayatımı da sürdürmeye çalışarak…
Doktor olmak bana insanın hayatına dokunmayı öğretti.
Anne olmak ise insanın kendi hayatını çocuklarının hayatıyla paylaşmayı.
Şimdi anlıyorum ki çalışan anne olmak, iki ayrı hayat yaşamak değil.
İki hayatı aynı anda taşımak.
Bazen ağır geliyor.
Ama sonra dört küçük insanın “Anne” diye seslenişini duyuyorum.
Ve bütün yorgunluğumun içinden, tarif edemediğim bir şey yükseliyor.
Belki adı mutluluk.
Belki şükür.
Belki de sadece sevgi.
Bilmiyorum.
Bildiğim tek şey şu:
Her sabah yeniden başlıyorum.
Doktor olarak başka hayatlara dokunmaya, anne olarak dört küçük kalbe yetişmeye…
Ve bütün eksiklerime rağmen, elimden gelenin en iyisini yaparak.
Çünkü bazı kadınların hayatı, bir güne sığmayacak kadar çok hikâye taşıyor.
Yorgun bir anneye küçük bir hediye
Bu yazıyı okurken aklınıza bir anne geldiyse — belki de kendiniz — ona adının yazılı olduğu küçük bir hatıra hazırlayalım. Uzun günlerin sonunda bir teşekkür gibi.
— Uzm. Dr. Meliha Özyalvaç
Okurlardan sorular
Anneler soruyor, biz yanıtlıyoruz — bu yazının altında başkalarının da aklına gelebilecek sorular.
Siz de sorun
Bu yazıyla ilgili aklınıza takılanı yazarına sorun. Gerçek annelere yanıt verebilmek için WhatsApp numaranıza tek kullanımlık bir kod gönderiyoruz; numaranız hiçbir yerde görünmez.
Okumaya devam edin

Anne & Bebek
İlk sonbahar geceleri: Loş ışık, sessiz oda ve bir bebeğin uyku ritüeli
Eylül bitince günler kısalır, akşamlar erken iner ve yeni doğmuş bir bebeğin evinde geceler uzar. Hamza Bera’nın ilk sonbaharında öğrendiğim üç şey: ışığı kısmak, aynı şeyi aynı sırayla yapmak ve odayı o bebeğin odası hâline getirmek.
· 3 dk okuma

Anne & Bebek
Dört kez isim seçmek: Bir adı sevmeyi nasıl öğrendik?
Süleyman Taha, Muammer Esat, Hamza Bera, Mehmet Emde. Dört oğlana dört isim seçtik ve her seferinde aynı şeyi yeniden öğrendik: Bir isim, listeyle değil, seslenmekle bulunur. Yeni anne babalar için isim seçmenin sessiz tarafı üzerine.
· 3 dk okuma

Dikiş
Okul önlüğüne dikilen isim: Eylül sabahlarının küçük telaşı
Eylül gelince evlerde aynı sahne yaşanır: masada dört önlük, bir makara, bir iğne ve kaybolmasın diye her birine dikilen bir isim. Dört oğlanın annesi olarak öğrendiğim şey, o küçük etiketin kaybolan hırkalardan çok daha fazlasını tuttuğu.
· 3 dk okuma