Kapıdaki isim: Ahşabın sıcaklığı ve bir odanın kime ait olduğu
Bir bebeğin odasının kapısına adının asılması küçük bir şeydir; ama o kapıyı her açan için oda o anda birinin odası olur. Babamın Zonguldak’ta bizim kapımıza çaktığı tahta parçasından, dört oğlanın dört kapısına: Ahşabın neden hâlâ kapıya en çok yakışan malzeme olduğu üzerine.
Yazan: Merve Çokal Doğan · · 3 dk okuma

Zonguldak’taki evimizde beş kız kardeş iki odada yatardık ve odaların kapısında hiçbir şey yazmazdı. Sonra bir yaz babam bahçeden bir tahta parçası getirdi, zımparaladı ve üzerine çiviyle beş küçük çentik açtı. Beş kardeş, beş çentik. Kapının üstüne çaktı. İsim yoktu; ama o gün o oda “bizim” oldu.
Yıllar sonra kendi evimde dört kapıya dört isim asarken hep o tahta parçasını düşündüm.
Kapı neden?
Bir bebeğin adı eve gelince çoğu şeye yazılır: battaniyeye, kutuya, çerçeveye. Kapı en son gelir ve en çok kalır. Çünkü kapı, odanın sınırıdır; o sınıra yazılan ad “buradan içerisi onun” der. Bebek bunu bilmez. Bilen, kapıyı her açan kişidir: anne, baba, ziyaretçi, ileride kardeş.
Bizde ilk kapı Konya’daydı. Süleyman Taha’nın odası aslında yatak odamızın köşesiydi; kapısı yoktu. Abdullah o zaman gardırobun kapağına küçük bir ahşap parça astı. “Odası olmadıysa kapısı olsun,” dedi. O parça şimdi Mehmet Emde’nin kapısında; dördüncü kez.
Ahşap neden?
Kapıya isim asmanın onlarca yolu var; kâğıt, kumaş, boya. Ama ahşap başkadır ve sanırım nedeni şu: Kapı ahşaptır. Ahşaba asılan ahşap, kapının bir parçası gibi durur; yapıştırılmış gibi değil, orada büyümüş gibi.
Bir de dokunma meselesi var. Çocuk üç yaşına gelince kapıdaki ismi elleriyle bulur. Harflerin yüksekliğini parmağıyla izler; ahşapsa sıcaktır, pürüzsüzdür, kokar. Yıllar sonra o ismi sökerken de öyle: Elinize alırsınız, ağırlığı vardır.
Ahşabın bir de kusuru vardır: Zamanla rengi döner, kenarı aşınır, bir yeri çizilir. Kusur değil aslında; o kapının kaç yıl açılıp kapandığının kaydıdır.
Dört kapı
Şimdi evde dört kapı var ve dördünde de bir isim. Süleyman Taha’nınki en eski, en koyu; Konya’dan geldi. Muammer Esat’ınki bir tuhafiyeden aldığımız düz bir levha, üstüne Abdullah’ın yaktığı harfler. Hamza Bera’nınki taşınma yılında bir ustaya yaptırıldı. Mehmet Emde’ninki, dedim ya, gardırop kapağından miras.
Dördü de farklı. Dördü de ahşap. Koridordan geçerken dört kapıya bakıyorum ve dört ayrı yılı görüyorum.
Evde nasıl yapılır?
- Bir parça ahşap. Marangozdan ya da nalburdan; kayın, meşe, ıhlamur. Ihlamur yumuşaktır, ilk iş için en iyisi. On beş–yirmi santim genişlik yeter.
- Zımpara, üç kademe. Kaba, orta, ince. Kenarları yuvarlayın; çocuk eli değecek.
- Harfler için üç yol. Kurşun kalemle çizip akrilikle boyamak (en kolay); yakma kalemiyle yakmak (Abdullah’ın yolu; nalburda “pirografi kalemi”); ya da oymak (ustaya bırakın).
- Yağ, cila değil. Keten yağı ya da bebek odası için uygun doğal ahşap yağı; ahşabın kokusu kalsın.
- İp, çivi değil. Keten ya da pamuk kurdeleyle asın; kapı değiştirilirse isim de taşınır. Bizim gardırop kapağı böyle dört kapı gezdi.
- Yerini çocukla seçin. Yürümeye başladığında adını kendi elleriyle bulabileceği yükseklikte.



Kapı yapmaya vakit yoksa
Her evde zımpara ve yakma kalemi yok; bizde de olmazdı, Abdullah meraklı olmasa. Ahşap bir isim yine de kapıda durabilir.
Odasına yeni bir arkadaş
Aylarca hazırladığınız odanın yeni bir misafiri var: göğsünde onun adıyla peluş bir tavşan.
Beş çentik
Babamın çaktığı tahta parçası hâlâ Zonguldak’ta, o kapının üstünde. Beş çentik. İsim yok. Ama beş kız kardeş o kapıdan geçerken hâlâ yukarı bakıyor. Oğullarımın kapılarında isim var; yıllar sonra onlar da geçerken yukarı bakacak.
— Merve Çokal Doğan
Okurlardan sorular
Anneler soruyor, biz yanıtlıyoruz — bu yazının altında başkalarının da aklına gelebilecek sorular.
Siz de sorun
Bu yazıyla ilgili aklınıza takılanı yazarına sorun. Gerçek annelere yanıt verebilmek için WhatsApp numaranıza tek kullanımlık bir kod gönderiyoruz; numaranız hiçbir yerde görünmez.
Okumaya devam edin

Ahşap
Ahşabın kokusu: Zonguldak’ta bir marangoz dükkânı ve dört oğlanın ilk zımparası
Çocukluğumun en güzel kokusu, sokağımızın başındaki marangoz dükkânından gelen talaş kokusuydu. Yıllar sonra o kokuyu İstanbul’daki mutfak masamızda, dört oğlumun ilk kez zımpara tutan ellerinde yeniden buldum. Ahşabın neden bu kadar sabırlı bir meşgale olduğunu anlatıyoruz.
· 3 dk okuma

Alçı & Kil
Alçı karın kalıbı: Dokuz ayın şeklini saklamak
Bir bebek doğunca her şey ona döner; annenin dokuz ay taşıdığı karın ise fotoğraflarda kalır. Alçı karın kalıbı, o dokuz ayın şeklini üç boyutlu saklayan eski ve yeniden keşfedilen bir el işi. Hamza Bera’ya hamileyken bir Cumartesi sabahı mutfakta yaptığımız kalıbın hikâyesi.
· 3 dk okuma

Anne & Bebek
Dokuz yaşındaki oğlum, Yunan misafirimiz ve Harry Potter
Uzun yıllar İngilizce öğretmenliği yapan Zehra Topaç, dokuz yaşındaki oğlunun Yunanistan’dan gelen misafirle İngilizce Harry Potter sohbetine daldığı anı anlatıyor: Bir çocuğa yeni bir dil öğretmek, ona dünyaya açılan bir kapı aralamaktır.
· 2 dk okuma