İlk süt dişi düştüğünde: Damdan kutuya, Anadolu’nun diş âdetleri

Bir çocuğun ilk süt dişi düştüğünde eskiden ne yapılırdı, bugün ne yapılıyor? Dama atılan dişten diş perisine, oradan adı yazılı bir hatıra kutusuna: Süleyman Taha’nın ilk dişiyle öğrendiklerim.

Yazan: Merve Çokal Doğan · · 3 dk okuma

Pencere kenarında açık duran, içi ketenle kaplı küçük ahşap bir kutu; içinde katlanmış küçük bir zarf ve kurutulmuş bir lavanta dalı, yanında su bardağı ve muslin bez

Süleyman Taha’nın ilk süt dişi, İstanbul’a taşındığımızın ertesi yılı, bir akşam yemeğinde düştü. Ekmeği ısırdı, durdu, ağzından küçücük beyaz bir şey çıkardı ve avucunda bana uzattı. Yüzünde korkuyla gurur yarı yarıyaydı. Benim yüzümde ise galiba yalnızca şaşkınlık: Daha geçen yıl o dişin çıkmasını kutlamıştık.

O gece dişi bir kâğıt peçeteye sardım ve mutfak dolabının en üst rafına koydum. “Sonra karar veririz,” dedim. Karar vermek bir haftamı aldı; çünkü ne yapılacağını bilmiyordum ve annemi aradım.

Eskiden dişle ne yapılırdı?

Annem, Zonguldak’ta düşen dişin dama atıldığını söyledi: Çocuk dişi elinde tutar, “Al sana kemik diş, ver bana altın diş” gibi bir tekerleme söyler ve dişi çatıya fırlatır. Eşim ise Konya’da dişin toprağa gömüldüğünü hatırlıyordu; bazen bir ağacın dibine, bazen bahçenin bir köşesine. Dilek ikisinde de aynıydı: yerine gelecek dişin sağlam, düzgün ve “altın gibi” olması.

Yörelere göre başka âdetler de var. Kimi yerde diş “kargaya verilir”, kimi yerde caminin bahçesine bırakılır; bazı aileler ise dişi saklar. Hepsinin ortak noktası, çocuğun elinden çıkan küçük parçanın bir dileğe dönüştürülmesi. Bir şey gider, yerine daha iyisi beklenir.

Bu âdetleri bebeğin ilk dişinin çıkışıyla kutlanan diş buğdayı ile karıştırmamak gerek. Diş buğdayı bir başlangıcı kutlar: ilk diş görünür, buğday haşlanır, komşular çağrılır. Düşen süt dişi ise bir kapanışı işaret eder — bebeklik dişleri birer birer gider ve arkalarından çocukluk başlar.

Diş perisi nereden çıktı?

Süleyman Taha dişi uzatırken “Yastığın altına koyacağım,” dedi. Bunu bizden öğrenmemişti; okuldan, çizgi filmlerden gelmişti. Diş perisi Anadolu’nun eski âdetlerinden değil; sonradan gelen ve çabuk sevilen bir hikâye. Ben kızmadım. Dişi yastığın altına koydu, sabah yerinde küçük bir çikolata buldu. Ama peçeteye sarılı diş dolabın rafında durmaya devam etti; onu ne dama atabildim ne toprağa gömebildim.

Sonunda iki yolu birleştirdik. Balkondaki saksıya bir tekerlemeyle “dilek” diktik — annemin tekerlemesini ben söyledim, oğlum güldü — ve dişin kendisini küçük bir zarfa koyup sakladık. Zarfın üstüne adını ve tarihi yazdım. Diğer üç oğlumda da aynı şeyi yaptık; şimdi evde adı yazılı dört küçük zarf var.

Saklamak isterseniz

Süt dişini hatıra olarak saklamanın karmaşık bir tarafı yok; birkaç küçük dikkat yeter:

  • Nazikçe temizleyin. Temiz suyla durulayın, ovalamayın. Çamaşır suyu ya da güçlü temizleyiciler kullanmayın; dişin yüzeyini bozar.
  • Tamamen kurutun. Temiz bir bezin üstünde bir gün bekletin. Nemli diş kapalı yerde koyulaşır.
  • Küçük bir zarf hazırlayın. Kâğıt zarf, plastikten iyidir; nefes alır. Üstüne çocuğun adını, düşme tarihini ve isterseniz o gün söylediği cümleyi yazın.
  • Kutuya isim yazın. Kardeşlerin hatıraları bir arada duruyorsa kutunun üstündeki isim yıllar sonra karışıklığı önler.
  • Çocukların erişemeyeceği yerde tutun. Diş küçük bir parçadır; oyuncak kutusuyla aynı rafta durmasın.

Ağızda kalan dişler de bu arada bakım ister. Amerikan Pediatri Akademisi ilk diş çıktığı andan itibaren günde iki kez fırçalamayı ve ilk yaşta diş hekimi ziyaretini öneriyor; düşen dişin heyecanı, kalanların bakımını gölgede bırakmasın.

Keten örtünün üstünde küçük bir zarfı katlayan eller, yanında kurşun kalem ve kapağı açık ahşap kutu
Zarfın üstüne ad ve tarih; kutu sonra gelir.
Balkon korkuluğunun önünde toprağı yeni doldurulmuş bir saksı, yanında kırmızı bir çocuk sulama kabı, arkada kiremit çatılar
Damımız yoktu; dileği saksıya diktik.
Banyo rafında seramik bardakta bir çocuk diş fırçası, katlanmış havlu ve yuvarlak ayna
Düşen dişin heyecanı, kalanların fırçasını unutturmasın.

Dört zarfımız uzun süre bir bisküvi kutusunda durdu. Sonra ilk saç perçemleriyle birlikte, üstünde adları yazılı küçük kutulara taşındı; her oğlana bir kutu. Bir kutunun kapağında bir isim olması, içindekini bir “diş”ten çıkarıp bir çocuğun hikâyesine dönüştürüyor.

Yalnızca ona ait mini bir dinozor

Göğsünde adı olan gülümseyen mini peluş dinozor, onu o yapan küçük şeylere yumuşacık eşlik eder.

Adını yazdırın

Süleyman Taha şimdi on sekiz yaşında ve o akşam yemeğini hatırlamıyor. Ama kutuyu açıp zarfı gösterdiğimde, üstündeki tarihe bakıp “Bu kadar küçük müydü?” diyor. Hep aynı soru. Cevabı da hep aynı: Evet, o kadar küçüktü.

— Merve Çokal Doğan

Bu yazıyı paylaşın

WhatsAppFacebookXPinterest
Gelenekİlk yıllarHatıra kutusu

Okurlardan sorular

Anneler soruyor, biz yanıtlıyoruz — bu yazının altında başkalarının da aklına gelebilecek sorular.

Siz de sorun

Bu yazıyla ilgili aklınıza takılanı yazarına sorun. Gerçek annelere yanıt verebilmek için WhatsApp numaranıza tek kullanımlık bir kod gönderiyoruz; numaranız hiçbir yerde görünmez.

Adınız sorunun yanında görünür; telefon numaranız yalnızca bu doğrulama için kullanılır ve şifreli saklanır. Aydınlatma metni.