Sonbahar parkının taşları: Adını taşa yazmak
Ekim’de park yolları yaprak ve çakıl dolar; çocuklar eğilip taş toplar, anneler ceplerini boşaltır. O taşların birkaçı eve gelir, yıkanır ve üstüne bir isim yazılır. Dört oğlanla geçen sonbahar öğleden sonralarından, taşa yazılan bir ismin neden kâğıttakinden uzun yaşadığı üzerine.
Yazan: Merve Çokal Doğan · · 3 dk okuma

Ekim’in ikinci haftası, İstanbul’da bir park. Hamza Bera yolun kenarına çömelmiş, yaprakların altından taş topluyor. Mehmet Emde onun yaptığını yapıyor. Ben bankta oturuyorum ve ceketimin cepleri ağırlaşıyor: Her toplanan taş bana veriliyor, çünkü “anne, sende dursun.”
Eve dönüşte ceplerimde on iki taş vardı. Mutfak masasına dizildi, yıkandı, kurulandı. Sonra Hamza Bera sordu: “Hangisi benim?” Hepsi aynıydı. Gri, yuvarlak, parkın taşı. “Yazalım,” dedim.
Taş neden?
Zonguldak’ta büyüyen bir çocuk taşı bilir; sahil taşla doludur ve biz beş kız kardeş yazları sahilden eve taş taşırdık. Ama sahil taşı yazın taşıdır. Sonbaharın taşı parkın taşıdır: yaprakların altından çıkar, ıslaktır, elde kurur.
Taşa yazmanın kâğıda yazmaktan farkı şu: Kâğıt yırtılır, ıslanır, buruşur. Taş hiçbir şey olmaz. Boyası çıkar belki, on yılda bir. O zaman yeniden boyanır. Taş, çocuğun elinde ilk kez “kalıcı” bir şey tutmasıdır.
Bir de şu var: Taş boyamak için yetenek gerekmez. Bir çizgi, bir nokta, bir harf. Çocuk kendisi yapabilir. Ve yaptığı şey odasında yıllarca durur.
Dört taş, dört isim
O gün on iki taşın dördüne isim yazdık. Hamza Bera kendi baş harfini yazdı; büyük, hafif eğri, pudra rengi. Mehmet Emde henüz yazamıyordu; parmağını boyaya batırıp taşın üstüne bastı. Bu da bir isimdir; hatta en eskisi.
Süleyman Taha ve Muammer Esat okuldaydı. Onların taşlarını ben yazdım; akşam eve gelince masada buldular. Süleyman “ben büyüdüm bunlar için” dedi ve taşı alıp odasına götürdü. Hâlâ pencere kenarında.
Kalan sekiz taşa ne yazacağımızı bilmiyorduk. Boyadık, isimsiz. Bir kâsede duruyorlar; her sonbahar birkaçı daha ekleniyor.
Taş boyamak için ne gerekir?
Çok az şey. Ve hepsi zaten evde ya da bir nalburda.
- Park taşı, sahil taşı değil. Pürüzsüz, düz yüzlü, avuca sığan. Islakken toplamak zor değil; yaprakların altına bakın.
- Yıkayın, kurutun, bir gece bekletin. Taşın içi de nemli olur; ıslak taşa boya tutmaz.
- Akrilik boya. Hobi dükkânından küçük tüpler; pudra, krem, adaçayı yeşili, bir de koyu kahve. Su bazlıdır, elden çıkar.
- İnce fırça ve parmak. Harfler için sıfır numara fırça; küçük çocuklar için parmak izi yeter.
- Bir akşam kurusun, sonra vernik. Su bazlı mat vernik, hobi dükkânından. Şart değil; ama taş pencere kenarında duracaksa iyi olur.
- Adını arkaya da yazın. Ön yüz çocuğun; arka yüz sizin. Tarih, park, hava durumu.



Taşın yanına
Parkın taşı çocuğun kendi yaptığı hatıradır; eğri harfi, parmak izi, o günün havası. Bir de büyüklerin yaptığı durur yanında; anneanne ve babaannenin, ilk günden beri orada olanların.
Büyükannelere bir hediye
Bebeğin adı ve seçtiğiniz müjde, ona yakın büyükannelere yumuşacık bir body ve çoraplarla ulaşır.
Cepler
Bu sonbahar yine parka gideceğiz. Ceplerim yine ağırlaşacak. Eve gelince taşlar masaya dizilecek ve biri soracak: “Hangisi benim?” Hepsi aynı olacak. Sonra yazacağız.
— Merve Çokal Doğan
Okurlardan sorular
Anneler soruyor, biz yanıtlıyoruz — bu yazının altında başkalarının da aklına gelebilecek sorular.
Siz de sorun
Bu yazıyla ilgili aklınıza takılanı yazarına sorun. Gerçek annelere yanıt verebilmek için WhatsApp numaranıza tek kullanımlık bir kod gönderiyoruz; numaranız hiçbir yerde görünmez.
Okumaya devam edin

Taş Boyama
Karadeniz’den toplanan taşlar: Bir sahil hatırasını boyamak
Zonguldak’ta büyüyen beş kız kardeşin cebi hep taş doluydu. Yıllar sonra o taşları İstanbul’da dört oğlanla boyuyoruz. Taş boyamanın neden bu kadar sevildiğini, avuç içi kadar bir taşın nasıl hatıraya dönüştüğünü ve mutfak masasında nasıl başlanacağını anlatıyoruz.
· 3 dk okuma

Ahşap
Kapıdaki isim: Ahşabın sıcaklığı ve bir odanın kime ait olduğu
Bir bebeğin odasının kapısına adının asılması küçük bir şeydir; ama o kapıyı her açan için oda o anda birinin odası olur. Babamın Zonguldak’ta bizim kapımıza çaktığı tahta parçasından, dört oğlanın dört kapısına: Ahşabın neden hâlâ kapıya en çok yakışan malzeme olduğu üzerine.
· 3 dk okuma

Alçı & Kil
Alçı karın kalıbı: Dokuz ayın şeklini saklamak
Bir bebek doğunca her şey ona döner; annenin dokuz ay taşıdığı karın ise fotoğraflarda kalır. Alçı karın kalıbı, o dokuz ayın şeklini üç boyutlu saklayan eski ve yeniden keşfedilen bir el işi. Hamza Bera’ya hamileyken bir Cumartesi sabahı mutfakta yaptığımız kalıbın hikâyesi.
· 3 dk okuma